Neşe Düzel
“Tarlabaşı’nın ağzında yakınımda önce bir el silah patladı. Sonra iki el daha ateş edildi. İki saniye sessizlik oldu. Yaylım ateş başladı. Provokasyonu başlatmak için mi, yoksa grubu alana sokmak için mi atıldı ilk silah bilmiyoruz.”
“Yaylım ateşi başladığında Sıtkı Coşkun, kürsüden ‘Emniyet mensupları bakın! Sular İdaresi’nin tepesinde insanlar var. Ateş ediyorlar. Niye durdurmuyorsunuz? Bakın... Inter’den de ateş ediyorlar!’ diye bağırıyordu.”
“45 tane sol örgüt vardı. Maocular, Üçüncü yolcular, Latin Amerika’yı örnek alanlar silahlı mücadeleye inanıyorlardı. Aydınlık, çok küçük bir Maocu gruptu ama onun çatışmadığı grup yoktu. Diğer sol gruplarla da, Maocularla da çatışıyordu.”
***

NEDEN AHMET MUHTAR SÖKÜCÜ VE ALAİDDİN TAŞ
Siyaset bilimci ve tarihçi Halil Berktay’ın başlattığı 1 Mayıs tartışması büyük bir yankı uyandırdı. 35 yıl önce yaşanmış bir olayın böyle büyük bir hararetle tartışılması, aslında solun biraz kırılgan ve utangaçça da olsa herkesin önünde tartışmaya hazır olduğunu gösteriyor. Tartışma, 1 Mayıs’la başladı ama gerçek tartışma daha derinlerde. Solun kendi tarihiyle, hatalarıyla, yaptıklarıyla yüzleşip, belki de “yeniden doğmasının” sancısı bu. Sol belki bütün bu konuları daha önce kendi içinde konuştu, tartıştı, özeleştirisini yaptı ama bunlar hep bir iç konuşma olarak kaldı, kendi yayın organlarında, bloglarında ve ortamlarında gerçekleşti. İlk kez bu tartışma Taraf gibi çok çeşitli kesimlerin okuduğu bir platformda yapılıyor. Biz de bu hafta bu konuyu ele aldık. Hem yaşanan 1 Mayıs tartışmasına tanıklıklarıyla katkıda bulunabilecek, hem de solun geçmişiyle hesaplaşabilecek iki isimle bu konuyu tartıştık. Ahmet Muhtar Sökücü ve Alaaiddin Taş, o dönemde İGD’nin iki yöneticisiydi. Onlarla, 1 Mayıs’ı ve solun o zamanki durumunu, örgütler arasındaki ilişkileri ve çatışmaları tartıştık. 1970’lerin İlerici Gençler Derneği Genel Başkanı olan Ahmet Muhtar Sökücü. 1980 darbesinden sonra yurtdışına gitti ve on bir yıl Fransa’da siyasi mülteci olarak yaşadı. Vatandaşlıktan çıkarıldı. Ancak 1992’de Türkiye’ye dönebildi. Alaiddin Taş ise 1980 öncesi İGD Genel sekreteriydi. Dokuz yıl İtalya’da siyasi mülteci olarak kaldı. 1990’da Türkiye’ye döndü.
***
1 Mayıs 1977’de Taksim’de miydiniz?
Evet.
Hangi örgüte üyeydiniz?
AHMET MUHTAR SÖKÜCÜ: İlerici Gençler Derneği’nin genel başkanıydım ben.
ALAİDDİN TAŞ: Ben de 1 Mayıs 1977’de İGD kortejinin güvenliğinden sorumluydum. 1978’de İGD’nin genel sekreteri oldum.
O gün Taksim’e İGD kaç kişiyle gitti?
SÖKÜCÜ: İGD’nin Türkiye çapında 130 şubesi ve 42 bin de üyesi vardı. O gün 1 Mayıs’a bizden on binlerce insan katıldı.
TAŞ: Zaten o gün sadece Taksim alanı değil, alana giden bütün yollar da doluydu. Sadece alanda 250-300 bin kişi vardı.
İlk silah patladığında siz tam olarak neredeydiniz?
SÖKÜCÜ: Ben Intercontinental Oteli’nin merkez kapısının yirmi metre önündeydim. İGD’liler olarak biz blok olarak Taksim’in Gümüşsuyu tarafındaydık. .
TAŞ: Ben de kürsünün yakınındaydım.
Silahın nereden patladığını gördünüz mü?
SÖKÜCÜ: DİSK Başkanı Kemal Türkler’in konuşması bitmişti. Her mitingde yapılan saygı duruşu bu kez sona bırakılmıştı. Bu yüzden meydanda bir sessizlik vardı. Miting olay çıkmadan bir bitse diye diken üstündeydik. İşte o sessizlikte Tarlabaşı civarından tok bir ses geldi. Eğer saygı duruşunun sessizliği olmasaydı o ilk silah sesini alanda zaten kimse duymazdı. Tabanca sesine benziyordu. Yanımda iki arkadaşım vardı. Duydunuz mu demeye kalmadı, çok seri ve sert makineli tüfek sesine benzeyen seri ateş başladı.
Siz silahın nereden patladığını gördünüz mü?
TAŞ: Görmedim ama duydum. Çünkü ben ilk silah sesinin geldiği yere yakındım. Tarlabaşı’nın ağzındaydım neredeyse. Kemal Türkler konuşmasını bitirmişti. Ne yapalım diye DİSK yönetimiyle görüşmeye çalışıyordum. O yüzden de kürsüye gelmiştim. Bazı sol gruplar artık alana kadar dayanmışlardı.
Anlamadım...
TAŞ: Alan tıklım tıklımdı, fakat onlar alana girmeye çalışıyorlardı. DİSK güvenlik görevlileriyle aralarında orada itiş kakış oldu. Kürsüyle aralarında her halde 60-100 metrelik mesafe vardı. Ben de tam bu mesafenin orta yerindeydim. İlk silah buralarda bir yerde patladı. İlk silah sesinin ben Tarlabaşı’nın ağzından geldiğini çok iyi duydum.
Tarlabaşı’nın ağzında hangi sol gruplar vardı?
SÖKÜCÜ: Maocu gruplar Tarlabaşı’ndan geliyordu. Kurtuluş, Dev-Genç ise çoktan alana girmişlerdi. Atatürk Anıtı’nın çevresindeydi onlar.
TAŞ: Benim gördüğüm şu. Tarlabaşı’nın ağzında DİSK güvenlik görevlileri vardı. Onlar her yerde vardı zaten. O gün 20 bin DİSK görevlisi alanın güvenliğini sağlıyordu. Tarlabaşı’nın ağzında da DİSK güvenlik görevlilerinin arkasında bir başka blok grup daha vardı.
Kimdi onlar?
TAŞ: İşçi mi, sendika mı bilmiyorum ama başka bir gruptu bu. Maocu gruplar tam onların arkasındaydı. Bunlar, öndeki o grubu dağıtıp alana girmek istediler. Maocu gruplarla itiş kakış oldu orada. Dediğim gibi ben alanın Tarlabaşı ağzına yakındım ve oraya yakın bir yerde ilk silahın patladığını duydum. Şuna iyi tanık oldum. Önce bir el silah patladı. Sonra iki el daha ateş edildi aynı taraftan. Birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. Ondan sonra yaylım ateşi başladı.
İlk silahın, saygı duruşunu beklemesi tesadüf mü acaba?
TAŞ: Şöyle yorumlamak da mümkün. DİSK Başkanı Kemal Türkler’in konuşması bitmişti. Artık 1 Mayıs bitmişti ve bu gruplar psikolojik baskı altındaydılar. “Miting bitti. Bir an önce önümüzü açalım ve alana girelim” çabası içindeydiler. Belki o baskı altında ilk silah patlamış olabilir. Onlar ya da başka birileri yaptı bunu. Kim yaptı belli değil.
Yaylım ateşi de mi alana girmek için açıldı?
TAŞ: Tarlabaşı’nın ağzında, işçilerin ya da Maocu grubun ya da başka bir grubun içinde birinin bu provokasyonu başlatmak üzere ateş etmiş olabileceğini de düşünmek mümkün. Ama kimin ateş ettiğini görmedik biz. Bu yüzden şu grup yaptı diyemeyiz. İlk silahı kim niye ateşledi? Provokasyonu başlatmak, kitleyi panikletmek için mi yoksa grubun alana girmesini sağlamak için mi, bunları bilmiyoruz.
Ama artık şunu biliyoruz. İlk silah Tarlabaşı’nın ağzında patladı öyle mi? Sizden, o ilk ateş edenleri gören, teşhis eden hiç kimse yok mu?
TAŞ: Hiç kimse yok. Çıkan bir gazete haberine göre, gazeteci Coşkun Aral, alana zorla girmek isteyen sol grupların içinde bir kişi gördüğünü ve ilk ateşi onun açtığını söylüyor. Fotoğrafı da olmasına rağmen bu şahsın araştırılmadığını anlatıyor.
Bu fotoğrafı Savaş Ay çekmiş. “İlk ateş, Halkın Kurtuluşu örgütünün içine sızmış iki genç tarafından açıldı. Önce biri belinden tabancayı çıkarıp ateş etti. Sonra ikinci genç aynısını yaptı ve ben o ânı fotoğrafladım. Bu fotoğraf Hayat dergisinde çıktı” diyor.
SÖKÜCÜ: O zaman bu fotoğraf poliste de vardır. Niye araştırılmadı? Bakın... O gün Tarlabaşı tarafında Uzel Fabrikası’ndan üç işçi vuruldu. İki işçinin öldüğü söylendi. Maden İş’in yöneticisi Murat Tokmak da o bölgede vuruldu. Resmî kayıtlara göre, o gün 34 kişi öldü. Bir kişi panzerle ezildi, dört kişi kurşunlanarak öldü, geri kalan da ezilerek boğularak hayatını kaybetti. Ve bu olay araştırılmadı. O sırada iktidarda Milliyetçi Cephe hükümeti vardı. Bu olayla ilgili hiçbir mahkemede dava açılmadı. Kurşunların balistik araştırmaları bile yapılmadı. Devlet bu olayı sakladı. “Devlet sırrı açıklanmaz” dediler.
1 Mayıs’ın devlet sırrı kapsamına girdiğini kim söyledi?
SÖKÜCÜ: DİSK sordu bunu. “1 Mayıs’la ilgili bilgiler açıklanmaz” diye devletin açıklaması oldu. İlgili savcı bu olayı soruşturmak için girişimde bulundu ve kısa süre sonra görevinden alındı. 1 Mayıs, 12 Eylül’e bir hazırlıktı. 12 Eylül’e giden taşların döşenmesiydi.
İlk silah, Maocularla DİSK’lilerin karşılaşması sırasında mı patladı?
TAŞ: Ben sadece silah sesini duydum. Bu silah patlamadan önce DİSK görevlileriyle bir grup arasında bir itiş kakış yaşanıyordu. Pankart yoktu. Tarlabaşı’ndan gelen, alana girmek isteyen grupla DİSK görevlileri arasında itiş kakış olmuş olabilir.
Bu durumda şunu biliyoruz ki, ilk silah kalabalığın arasından patladı. Hep söylendiği gibi Sular İdaresi’nin üzerinden ya da Intercontinental’den değil, öyle mi?
TAŞ: İlk silah Tarlabaşı’nın ağzında yakınımda patladı. Üç el silah patladı. Öyle arka arkaya da patlamadı. Önce bir el. Bir süre geçti. Sonra ikinci ve üçüncü el.
Sonra binlerce silahın patladığı anlatılıyor. Bu doğru mu? Böyle binlerce silah patladı mı?
TAŞ: Doğru. Polis kayıtlarına göre, alandan iki bin boş kovan toplanmış. Bu kurşunların nereden geldiğini bilmek için balistik raporu gerekir. Bu mermiler için balistik raporu alınmadı. Oysa bütün bu mermilerin tek tek nereden, nasıl, hangi mesafeden ve yükseklikten atıldığını balistik raporu ortaya çıkarırdı. Savcılık bunu istemiş ama dosya yarım kalmış.
O ilk silah sesinden sonra ateş edenler kimlerdi?
SÖKÜCÜ: Ben gördüğümü söyleyeyim. İnsanlar, ilk refleks olarak silah seslerinin geldiği yerlerden uzaklaşmaya çalıştılar. Can havliyle uzaklaştıkları yerler de Intercontinental Oteli ile Sular İdaresi binalarıydı. Bu yüzden de bu binaların önünde kaçışan insanlardan oluşan kocaman iki yay oluştu. Bir de Pamuk Eczanesi’nin üstünden ateş edildiği söylendi. Fotoğraflar ortaya çıksa, insanların hangi binalardan kaçmaya çalıştıkları görülür zaten.
TAŞ: Ben o sırada artık kürsüye çıkmıştım. DİSK ve Maden İş uzmanlarından rahmetli Sıtkı Coşkun’un yanındaydım.
Kürsüden ne gördünüz?
TAŞ: Sıtkı Coşkun o gün 1 Mayıs’ı saatlerce yönetti. Mikrofondan bütün kortejleri o karşıladı. Yaylım ateşi başladığında Sıtkı Coşkun yine kürsüden bağırıyordu. Ateşin nereden edildiğini görüyordu ve polise sesleniyordu. “Emniyet mensupları bakın... Sular İdaresi’nin tepesinde insanlar var. Ateş ediyorlar. Onları niye durdurmuyorsunuz? Bakın... Inter’den de ateş ediyorlar! “ diye kürsüden bağırıyordu. O sırada polis, AKM’nin önündeki dev DİSK pankartını yakmaya başladı.
Naklen katliam yayını yapmış adam. İnsanlar ölüyor, polis pankart mı yakıyor?
TAŞ: Yaylım ateşi bir kaç dakika sürdü. AKM’nin önünde, daha sonra 1 Mayıs’ın simgesi haline gelen elleri zincirli bir işçinin çok büyük bir pankartı vardı. Polisler DİSK’in bu 1 Mayıs pankartını yakmaya başladı. Sıtkı Coşkun, “niye yakıyorsunuz” diye polisleri uyardı. Dediğim gibi yaylım ateşi bir kaç dakika devam etti. Sonra AKM’nin önünde görev yapan Emniyet’in iki panzeri harekete geçti ve alana girdi. Bu panzerler ses bombaları attılar. İnsanlar daha da panikledi. Yerde yatan Meral Özkol’u bir panzer ezdi. Ben bütün bu olayları kürsüden izledim.
Başka ne gördünüz?
TAŞ: Polis kuvvetleri Intercontinental’in önündeki kitleye saldırdılar. Sıtkı Coşkun’un ve Belediye Başkanı Ahmet İsvan’ın uyarılarıyla amirleri tarafından geri çekildiler. Ahmet İsvan elinde telsiz, sürekli Sular İdaresi’ni işaret ediyordu. Bir polis amiriyle konuşuyordu. O sırada bir polis, amirinin gözü önünde Ahmet İsvan’a arkadan geldi ve vurdu.
SÖKÜCÜ: Bizim bazı İGD’li arkadaşlarımız, Sular İdaresi’nin üst katlarından birtakım adamların indirilip, binanın önündeki askerî araca bildirilip götürüldüklerin görmüş. Kimdi bu insanlar? Kimler aldı götürdü onları?
Silahlar patladığı sırada meydana giren beyaz bir Renault’dan makineli tüfeklerle ateş edildiği söyleniyor. O beyaz arabayı herkes görmüş. O arabadan makinelilerle ateş edildi mi?
TAŞ: Aracın penceresinden silahlarını çıkarmışlardı. O gürültüde o arabadan ateş edip etmediklerini anlamadım. O gün kürsünün önündeki demir parmaklıklara çok kurşun geldi. Kürsünün tam önünde birisinin göğsünden yaralandığını gördük. Çıkan sesler daha çok makineli tüfek ve daha güçlü silahlardan çıkabilecek seslerdi.
Yüzbinlerce insanın bulunduğu söylenen mitingde binlerce silah patlıyor, bir arabadan makinelilerle kalabalığa ateş açıldığı söyleniyor ama kurşun yarasıyla ölenlerin sayısı dört. Biri de polis. Bu kadar silah patlamasına rağmen bu kadar az insanın vurulması biraz çelişkili bir durum değil mi?
TAŞ: Hayır değil. Kim yapmış olursa olsun, bu provokasyonun tek bir amacı vardı. İnsanları panikletmek, korku yaratmak, insanların bu büyük toplantısını iptal ettirmek. İnsanlar panik içinde yerlerdeydi. Ezilen ezildi, kaçan kaçabildi. Ama şu var. Hiç kimse kitleye direkt ateş ederek bir katliam yaratmak istemedi. Eğer kitleye ateş edilseydi binlerce insan orada telef olurdu. 1 Mayıs 1977’nin evveliyatı var. 1 Mayıs 1977 neden önemliydi?
Neden önemliydi?
TAŞ: Elli yıldan sonra ilk kez 1 Mayıs İşçi Bayramı 1976’da kutlanmıştı. Gene DİSK düzenlemişti ve kimsenin burnu bile kanamadan muhteşem bir şekilde kutlanmıştı. Toplumda 1 Mayıs’la ilgili korku duvarı artık aşılmıştı. Belli ki 1976’daki bu kutlama bazı çevreleri çok rahatsız etmişti. Ayrıca o dönemde...
Evet...
TAŞ: O dönemde Milliyetçi Cephe hükümeti çok sıkışmıştı. Ekonomik sıkıntılar büyümüştü, Cumhurbaşkanı seçilemiyordu. Her gün dört beş kişi ölüyordu. Ülkede bir kaos vardı. 12 Mart ıstırabından çıkan gençlik çok hızlı bir şekilde tekrar örgütlenmişti. Sağ ya da sol, toplumda her kesim örgütlülüğünü arttırmıştı. İşçiler, kadınlar, sanatçılar, teknik elemanlar herkes örgütleniyordu. Polis teşkilatı bile POL-DER adı altında, bekçiler BEK-DER adıyla, öğretmenler TÖBDER diye örgütlenmişlerdi.
Sadece sol mu örgütleniyordu?
TAŞ: Hayır. Sağ ve sol herkes örgütleniyordu. Sendikalar hızla güçleniyordu. Memur ve işçi maaşlarına zam talebi için kitlesel hareketler oluyordu. Bu toplumsal muhalefet ve hak arayışı 1977’de zirveye çıktı. Bu, sermaye de dâhil birtakım iktidar çevrelerini ve iktidarı savunan derin güçleri rahatsız etti. Zaten mitingden bir iki ay önce sol ve sağ basında sürekli spekülatif haberler yayımlandı. “1 Mayıs çok kanlı olacak. Olaylar çıkacak. Bu olayların da müsebbibi sol olacak” senaryoları yazıldı. Toplum buna inandırıldı. 1 Mayıs’taki provokasyon sola yıkılmak istendi. Bu doğru değil...
Mitinge katılan sol gruplar silahlı mıydı?
SÖKÜCÜ: Tümü silahlı mıydı bilemeyiz ama bizim İGD’li arkadaşlarımız, alanda bazı gruplardan bazı insanların ceplerinden tabancalarını çıkarıp havaya ateş ettiklerini görmüşler.
TAŞ: Dev-Genç yöneticisi Bülent Uluer, “Silahlar sıkılınca bizim arkadaşları kontrol edemedik, onlar da havaya ateş etmeye başladılar” dedi.
Hangi gruplar silahlıydı o dönemde?
SÖKÜCÜ: Silahlı mücadeleyi savunan gruplar silahlıydı tabii. Sol da sağ da silahlıydı.
TAŞ: 45 tane sol örgüt vardı. Silahlı mücadele yapan sadece Maocular değildi. Üçüncü yolu savunanların, Enver Hoca’yı, Küba’yı, Latin Amerika’yı örnek alanların da çoğu silahlı mücadeleye inanıyordu.
Esas çatışma İGD ile Maocular arasında değil miydi?
TAŞ: Çatışma demeyelim, gerginlik diyelim. Çünkü biz silahlı değildik. Silahlı mücadeleye karşıydık. Ama tabii ki esas kavga, gerginlik Maocu gruplarla İGD arasındaydı.
SÖKÜCÜ: Bizim o dönemde 130 arkadaşımız sağ ve sol grupların tek taraflı silahlı saldırısıyla öldürüldü. Bunların dörtte birinden fazlasını Maocu gruplar öldürdü. Biz silahlı mücadeleye karşıydık.
1 Mayıs’tan bir gün önce bir Maocu genç, bir İGD’li tarafından öldürülmedi mi?
SÖKÜCÜ: 1 Mayıs’tan iki üç gün önce afişlemeler sırasında Kocamustafapaşa’da öyle bir olay oldu. Bu bizim politikamıza uygun değildir diye biz bu olayı kınadık. Mesela 1 Mayıs’ta alana Gümüşsuyu’ndan ve Saraçhane’den gelecektik. Fakat Saraçhane’den Maocu gruplar da geleceği için bir tehlike, sıkıntı olabilir diye o gün Taksim’e sadece Gümüşsuyu’ndan çıktık. Ayrıca alanda bir çatışma çıkacağına dair toplumda bir psikoloji oluşturulduğu için, biz böyle bir çatışmanın tarafı olmak istemedik ve önlemimizi aldık. Bizim grubumuzda silah patlamadı.
Bu gruplar arasında daha önce silahlı çatışma çıkmış mıydı?
TAŞ: Çok çatışma oldu. Mesela Aydınlık grubu çok küçük bir Maocu gruptu ama onun çatışmadığı grup yoktu. Herkesle çatışıyordu. Üçüncü Yol ya da diğer sol gruplarla da çatışıyordu. Maocularla da çatışıyordu. Maocular da kendi aralarında çatışıyorlardı. Diğer sol gruplar da Maocularla çatışıyordu. Yani sorun sadece İGD ile Aydınlık arasında değildi.
Solda en büyük çatışma Sovyet yanlısı çizgiyle Çin yanlısı çizgi arasında değil miydi?
TAŞ: Evet, genel olarak bu doğru ama... Küresel baktığımızda Sovyet çizgisiyle Çin çizgisi arasında... Yani Leninci çizgiyle Maocu çizgi arasında inanılmaz bir farklılık ve kavga vardı.
Devletin baskısının ve denetiminin çok kuvvetli olduğu bir Türkiye’de o silahlar nereden bulunuyordu?
TAŞ: Biz silahın içinde hiç olmadık ama... Türkiye silahı temin etmek için bir cennetti. Silah kaçakçılığı, mafya örgütlenmeleri, sınır ülkelerine giriş çıkışlar vardı.
1 Mayıs günü, DİSK güvenlik görevlilerinde silah var mıydı?
TAŞ: Yoktu benim bildiğim. Onlar, korteje sızmaları önlemeye çalışıyordu...
DİSK, neden Maocuları Taksim’e sokmama kararı almıştı?
SÖKÜCÜ: 1 Mayıs’tan önce o sol grupların “Alana sahip olacağız. O revizyonistlere (Sovyetçilere) göstereceğiz. Kürsüyü ele geçireceğiz” diye bazı provokatif demeçleri oldu. DİSK de onların alana girmesi büyük olaylara neden olabilir diye onlar alana girmeden mitingi bitirip, insanların salimen dağılmasını sağlamak istedi. Böyle bir zamanlama yaptı. Onlar, alana girmeden miting bitmişti. Tam bittiği anda silahlar patladı.
O dönemde DİSK, TKP’ye mi bağlıydı?
TAŞ: DİSK, TKP’ydi demek doğru değil. DİSK bağımsız bir sendikaydı. TKP bir komünist partisidir. Komünist parti de işçi sınıfı hareketidir ve işçi sınıfı içinde örgütlenir. Dolayısıyla nerede fabrika, sendika varsa komünist partisi oradadır. TKP, sendikaların ve işçi hareketinin içinde güçlüydü. Zaten bütün sol gruplar sendikaların ve DİSK’in içinde güçlü olmak istiyordu. Elbette DİSK’te, TKP’yi savunan kesimler vardı. Genel sekreter Mehmet Karaca TKP üyesiydi. Ama Genel Başkan Türkler komünist değildi. TKP’li değildi.
TKP ile Maocular arasında böylesine ölümüne bir kavga çıkmasının nedeni neydi?
SÖKÜCÜ: Global bakmak lazım buna. 1968’den sonra dünyada gelişen duruma bakmak lazım. Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkeler Çin’le ayrıştılar. Çin Arnavutluk’la birlikte karşı konuma geçti. Bu, çok güçlü bir ideolojik savaşa yol açtı. Bu çatışma Latin Amerika’dan Afrika kıtasına dünya çapında yaşandı. Afrika ulusal kurtuluş hareketlerinin içinde bile farklı örgütlenmeler sözkonusu oldu. Hatta başta Amerika olmak üzere Batı, bu ayrılıktan yararlanmak için belirli çabalara da girdi. Moskova ile Pekin’in ayrışması için çaba harcadı.
Ne yaptı? Ajan faaliyetlerinde mi bulundu?
(DEVAMI YARIN)
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları

















































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.12.2013
15.09.2013
23.04.2013
22.04.2013
15.04.2013
25.03.2013
18.03.2013
11.03.2013
10.12.2012
4.12.2012